|
EYUP ALTUNSOYwrote:
Kıymetini bilmeli
Kıymetini bilmeli hayatın, kıymetini bilmeli sevdanın, sabahın kızıllığının, ikindi serinliğinin, gün batımının eşsiz güzelliğinin kıymetini bilmeli. Aldığımız nefesin, uyuduğumuz gecenin, gördüğümüz rüyanın, uyandığımız sabahın kıymetini bilmeli... Kıymetini bilmeli varoluşun, yüzümüzü okşayan, esen rüzgârın, gönlümüzü ıslatan yağmurun, gökyüzünü örten pamuğumsu bulutların, renklerin cümbüşü gökkuşağının, içimize işleyen kuş cıvıltılarının, penceremizden gönlümüze süzülen ay ışığının kıymetini bilmeli... Kullandığımız her kelimenin, uzattığımız virgülsüz cümlelerin, yazdığımız kalemin, çizdiğimiz resmin, bağrını karaladığımız kâğıdın, kendimizi bıraktığımız kitap sayfalarının kıymetini bilmeli. Her sabah vazgeçilmezimiz tarağın, saç tokasının, gururla baktığımız bizi bize sunan aynaların, kapatıp açtığımız kapıların, giydiğimiz ayakkabıların, attığımız adımların kıymetini bilmeli. Çocukluğumuzun şâhidi salıncakların, çarpışan arabaların, büyüyünce öksüz bıraktığımız oyuncakların, dört gözle beklediğimiz mektupların kıymetini bilmeli. Öylesine yaşanmalı ki hayat, hiçbir şey, hiçbir zaman boşlukta sallanmamalı. Şöyle düşünüp baktığımızda her şeyin bizim için var olduğunu anlamalı, bize hizmet için teyakkuzda beklenildiğini unutmamalı. Öyle ya; ayakkabı giyilmeyi, sürme çekilmeyi, mektup okunmayı, cümle kurulmayı, toka güzelliğe güzellik katmak için takılmayı, tarak dağılan saçları toplamayı, kitap sayfaları keşfedilmeyi, bilgilendirmeyi, adımlar gideceğimiz yere götürmeyi, rüzgâr serinlik vermeyi, ay ışığı ve yıldız yüreğimizde büyümeyi, gece kötülükleri örtmeyi, sabah yenilikleri sunmayı, gökkuşağı sevdayı sergilemeyi, rüya umutları tazelemeyi bekliyor. Her şey bizim için var. Dertler, hüzünler, mâtemler, kötülükler yok mu? Tabii ki onlar da var. Onlar da bizim için. Onlar olmasaydı hayat da olmazdı. Kötülük olmasaydı, iyi nasıl seçilirdi, mâtem olmasaydı mutluluk nasıl anlaşılır, ağlamak olmasaydı, tebessüm ferahlatır mıydı gönlümüzü? Her şey zıddıyla kaim değil miydi bu dünyada? Kıymet bilmek için illâ kaybetmek mi lâzım? Kıymet'in de kıymetini bilmeli. Hayattan ne kadar da çok şikâyet ediyoruz? Durup düşündüğümüzde, günlerimiz, emeğimiz, hep daha çok için gelip geçiyor. Farkında mıyız ki ,daha çok, dediğimizde elimizdekinin mutluluğunu yaşayamıyor, daha çok'un kaygısıyla eritiyoruz ömrümüzü. Nereye kadar? Oysa mutluluk, oysa huzur bize kendimizden daha yakın değil mi? Bir tebessümde aramalı umudu, bir selâmda bulmalı huzuru. Batan güneşin peşinden koşmak yerine doğacak güne dönmeli yüzümüzü. Tabii ki düşler ve hayatın gerçekleri her zaman kesişmez. Genellikle gerçeklerle düşler arasında tercih yaparız. Yaptığımız tercih de hayatımız olur. O zaman neden mutluluk düşlerimizi hayatın gerçekleriyle barıştırmıyoruz? Neden tercihimizin adı mutluluk olmasın? Mutlu olmaktan korkuyor muyuz yoksa? Eğer gülleri duyabileceğimize inanırsak bir gün mutlaka duyarız. Kıymetini bilmeli güllerin, gül yüzlerin, kömür gözlerin, kıymetini bilmeli sevmenin ve sevilmenin, kıymetini bilmeli her şeyin...
June 17
|
|
|
EYUP ALTUNSOYwrote:
HALİMİZ......
Nedir Allah’ım, nedir, bu diyarın şu hali? Bezginlikten ruhunu kaybetmiş bir ahali; Ve bir mecnun idare tamda hastanelik... Öyle davranışlar ki, destanlık, efsanelik... Ne bilgi, ne düşünce, ne gelenek, ne nizam; Anladıkları tek şey zam ve zam üstüne zam. Binada mukavemet hesabı var, bilmezler; Önün uçurum dersin, eğil bak; eğilmezler. Resmî geliri dörtse, gideri kırk, aile... Ahlâki-iktisadî, bu ne biçim haile? İş mi; kullanılamaz insan gücünü ihraç! Millî aczi satarak elde edilen haraç.. Bu iş, gâvurdan, milli acze kira istemek; Ben bir beygir gücüyüm, onu sen kullan demek!... Üstelik gelen para küflendikçe kasada; Bataklıkla kuraklık, yan yana piyasada. Habire enflâsyonla sağlanan ödemeler Ve üstelik bu vatan kalkınıyor demeler... Bir deli ki, avlanır, güya çıkarken ava; Ağız yolunu bilmez, kaşık çalar pilâva. Hepsinden baskını şu; Particilik gayreti! Kahramanları sahte, dünyaları iğreti. Alternatif, paralel, boş kelimelerden sis; Hepsinde "ben" davası; aşk ölü, vicdan hasis. Mehmetçiğin sırtından birbirini gammazlar; Kıbrıs'ta köprü kurar, hükümet kuramazlar! Kurt, kuzu ve ot nasıl geçirilir karşıya? Oy boncuğu sürmenin tam zamanı, çarsıya! Bütün hesapları bu, bütün kaygıları bu!... Ve rejim ellerinde el sürülmez tabu. Örterler de toprak saçıp, köpek, kazuratını, Gezdirir mini etek köpeklik beratını. İslâm’a serbest olan, camilerde mahpusluk; İman, fikir, ruh, lisan, suyu kesilmiş musluk. Kalpleri dinler sağır, kılavuzluk eder kör; Dindara çağ dışı der, çağı bilmez profesör... Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim... Ya bunlar Türkçe değil yahut ben Türk değilim! Oysa halis Türk benim, bunlar işgalcilerim; Allah’u-teala Türk’e acısın, yalnız bunu dilerim. NECİP FAZIL KISAKÜREK
June 4
|
|
|
Halid BİN VELİDwrote:
............................................çatlak testi.................................
bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna asılı testilerle dereden su taşırmış evine.. Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış..Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve.. Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarı dolu olarak varırmış. İki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldurmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış... Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş... Fakat zavallı çatlağı olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş.. İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş: "Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor.." Adam gülümseyerek dönmüş testiye; "Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum.. Senin tarafına çiçek tohumları ektim. Ve hergün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın.. 2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı, evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim" diye cevap vermiş.. Her birimizin kendine has kusurları vardır. Hepimiz birer çatlak testiyiz.. Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan, mükafatlandıran, renklendiren.. Etrafınızdaki her kişiyi, oldukları gibi kabullenin.. Dışlarındaki kusurları değil, içlerindeki güzellikleri görün... ........................................(Alıntı).............................. Hayırlı geceler. Her şey gönlünüzce olsun. Allah(c.c.) Yâr ve yardımcımız olsun. Trabzondan selam ve sevgiler..
May 18
|
|
|
Halid BİN VELİDwrote:
...........................Hz. PEYGAMBERE KOMŞU OLMANIN YOLU..........................
Hz. Musa aleyhisselâm, Tûri Sînâ’da Hak Teâlâ ile özel konuşma yaparken, “Yâ Rabbi! Ahirette benim komşum kimdir?” diye sordu. Cenab-ı Hak ona; “Yâ Musa! Senin komşun, falan yerde, falan kasaptır” diye vahyetti. Hz. Musa(a.s) hemen bahsedilen kasabın yanına gitti. Kasap Hz. Musa’ya(a.s) iman ediyor fakat kendisini tanımıyordu. Hz. Musa(a.s) adama; “Beni misafir eder misin?” diye rica etti. Kasap “olur” dedi. Yemek zamanı gelince, kasap bir parça et pişirdi. Duvardaki asılı zembili aşağı indirdi, içinde bulunan ve zayıflıktan iki büklüm olmuş kadına eti yedirdi, suyunu içirdi, üstünü başını temizleyip zenbile koydu. Hz. Musa (a.s); “Bu senin neyindir?” diye sordu. Kasap, “Annemdir. İhtiyar olup bu hale geldi. Tek başına oturamayıp düştüğü için böyle zenbilin içine koydum. Her sabah, akşam hizmetini ben görüyorum” dedi. Kasap annesine yemek verirken, annesi; “Ya Rabbi, ben oğlumdan razıyım, sen de razı ol, oğlumu cennette Hz. Musa’ya(a.s) komşu eyle” diye dua ediyordu. Hz. Musa (a.s) bu duayı işitti. Kasaba dönerek; “Müjde sana, Allah Teâlâ annenin duasını kabul etti, senin günahlarını affetti ve seni cennette bana komşu yaptı” buyurdu. Muhammed b. Münkedir (r.a) gecelerini ibadetle geçirirdi. Ama annesi kendisinden sabaha kadar ayaklarını ovmasını istediğinde namazını bırakıp annesinin isteğini yerine getirirdi. Ve bu hareketi nâfile namazından üstün sayılırdı. (Ebû Nuaym, Hilye, 3/150.) Anne babaya iyi davranmak farzdır. Kötü davranmak haramdır. Yüce Allah’a şirkten sonra en büyük günah, anne babayı haksız yere incitmek ve haklarını çiğnemektir. Allah Teâlâ, “Biz insana, anne ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye ettik” buyurmuştur. (Ankebût, 29/8.) Resûl-i Ekrem (s.a.v) bir gün ashabına; “Size büyük günahların en büyüğünü bildireyim mi?”diye sordu. Ashâb-ı kirâm, “Evet, bildir Yâ Resûlullah” dediler. Server-i Âlem, “Allah Teâlâ’ya şirk koşmak, anne ve babaya âsi olmaktır” buyurdu ve bir yere dayanmakta iken doğruldu. Sonra: “İyi dinleyin! Bir de yalan yere şahitlik yapmaktır” buyurdu. (Buhârî, Edeb, 6, İsti’zân, 35; Müslim, imân, 38; Tirmizî, Tefsîr, Nisâ(nr.3017), Birr, 4.) Görüldüğü gibi Fahr-i Âlem (s.a.v) anne babaya isyanı, onlara fena muamele etmeyi, onların hukukuna riayet etmemeyi, Allah Teâlâ’ya şirk koşmakla beraber zikretmiştir. Bundan şiddetle kaçınmalıdır. Ebü’d-Derdâ (r.a) anlatıyor: Resûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu işittim; “Baba (ve anne) cennetin orta kapısıdır. İstersen(onlara hizmetinle) bu kapıyı muhafaza et, istersen (onları inciterek) bu kapıyı terk et.” (Tirmizî, Birr, 3 (nr. 1900); İbn Mâce, Edeb, 1 (nr. 3663).) ......................................................................... Bugün anneler günüymüş. Peki anneler günü kutlu olsun. Tüm annelerin ALlah(c.c.) Yâr ve yardımcısı olsun.. Peki evlatlarara ne demeli bilmiyorum ki! Düşünün şimdi, bir anne evladını 9 ay karnında besliyor. Hemde büyük bir titizlikle. Bu titizlik bir gün aksasa çocuk ölebilir. Dünyaya gelmeyebilir. Ve o anne bir çocuğun kendini tanımasına kadar, kendi ayakları üzerinde duracağı zamana kadar(Bir anne için evladı yaşı önemli değildir. Hala gözünde çocuktur) uğraşın, didinir, şefkat, merhamet, sevgi gösterir. Saçını süpürge eder. Ama biz ne yapıyoruz; Yalnızca bayramdan bayrama mezarlık ziyaretleri oda apar topar mezarlığa uğrar kaçıyoruz. ve yabancılar bir gün çıkarmışlar anneler günü diye. Bizlerde baş tacı etmişiz bu günü. Annelerimizin yüreği sızlar inanın. Koskoca 365 günde bir günümü annelere ayırıyoruz. Hediye alıyoruz. Bence bir evladın annesine en büyük hediyesi; salih bir evlat olması, tebessümlü gülmesi, yumuşak olmasıdır. Ve bunu "anneler günü" safsatası için de mi göstermeliyiz. Anneler baş tacı diyoruz ama baş tacı yapılanlar anneleri istemiyor. Huzur evlerinde nice anne ve babalar var. Onlar bile yılda bayramlarda ziyaret ediliyor. Diğer günler unutuluyor. Erkek arkadaşlar bilirler, askerde bile genelde anneler özlenir. Ben şahsen annemi çok özlemiştim. Nöbetimde de, eğitim alanında da böyleydim. Annem o an yanımda yoktu belki ama o sevgimi eğitimini yaptırdığım acemi askerlere karşı gösteriyordum. Derslerimi onlar anlayana kadar anlatıyordum. Hem de bıkmadan. Bazen anladınız mı diyordum. anlaşıldı derlerdi. Bir soru sorardım. Cevap veren yok tabii.. Anlıyordum onları. Akılları fikirleri evlerindeydi. Anne, baba, evli olanların da aklı eşlerindeydi, çocuklarındaydı. Yaklaşımım hep bu doğrultudaydı. Burada ne demek istediğimi inşallah anlatabilmişimdir. Belki çok daha şeyler yazılabilir. Ama şu kısa zaman diliminde aklıma gelenleri yazmaya çalıştım. Annelerimize daha çok sahip çıkalım. Onları başkalarına muhtaç duruma düşürmeyelim. Ne ekersek onu biçeceğiz. Bunu bilelim. Bugünkü sağlığımıza, güzelliğimize, yakışıklılığımıza güvenmeyelim. Varlığımıza , zenginliğimize güvenmeyelim. Bir rüzgar eser malı alır götürür. Bir hastalık musallat olur güzelliğini alır götürür.. Kalakalırsın bir başına. Viraneler gibi olursun. Yapayalnız kalırsın. Halinden anlayanın asla olmaz. Ve "Şefkat göstermeyen şefkat bulamaz" diyorum. Her şeye rağmen bu düşüncelerim Allah'ın(c.c.) kişiye vereceği hidayet ile hissedilir. Fark edilir. Hidayet olmazsa göz görmez, kulak duymaz, kalp hissetmez. Sadece düşünmeyle değil. Pratiğe geçirmeli düşüncelerimizi davranışlarımızı gözden geçirmeliyiz. Acaba böyle düşünmekle hatamı ediyorum bilmiyorum. Anneler..anneler...anneler.. Hani baş tacımızdılar. Hani cennet annelerin ayaklarının altındaydı. Bizde ona göre davranalım. Hayırlı ve mutlu günler siz değerli arkadaşımın olsun. Her şey gönlünüzce olsun.. Allah(c.c.) Yâr ve yardımcımız Olsun. TRabzondan selam ve sevgiler.
May 10
|
|
|
BİLÂL-İ HABEŞİ .wrote:
HAYIRLI VE MUTLU AKŞAMLAR.
Achten Sie darauf, von dir. Danke. Guten Abend ............................................... HAZİRANDA AYRILIK Yarınlara bağışladık umutlarımızı, bugüne hiç bir şey kalmadı. Geçmişe kalabalık yalnızlıklarımızı ekledik, takvim yaprakları hayallerimizi boşa çıkardı. Sevinçlerde yarımdı hüzünlerde... Yokluğun varlığına hiç alışamadık. Başka yollar vardı yürüdüğümüz başka ufuklar. İlk kez dinlediğimiz bir şarkı gibi eşsiz gelmişti duygularımız. Oysa şimdi şarkılarda birbirinin aynıydı, bizimkisi farklı sandık. Yeni alınmış elbiselerle bayramlık sevinçlerini yaşayan çocuklar kadar sabırsızdık ama bayramların çocuksu mutluluklarda kaldığını anımsayamadık. Yağmurun toprakla buluştuğunda etrafa yayılan o muhtesem kokusu kadar tutkulu bir sele saldık duyguları. Çölleşmiş yürekler vardı umursamadık, biz yağmur bilmeyen çöllerin dilinden hiç anlamadık. Onlar seraplara vurgundu, bir gün belki dediler ama duymadık. Gönlümüz limanlara uğramayan gemiler kadar tutkundu maviye, o uçsuz bucaksız denizi hep mavi sandık. Renklerin hiç biriyle rakip görmedik sevdamızı, ona yaşamın tüm anlamlarını yükleyen bir çift gözle sakınarak baktık. Teslim olmayı güçsüzlüki gururu zafer saydık. Haklıydık belki aksini anlatacak kimse karşımıza çıkmadı. Büyütürken dünyadaki varlığımız, kaybolup giden hislerimize çare bulamadık. Mutluluk oyunlarıla avunmak zamanı doldurmak için gerekliydi belki. Başka bir olasılık varmıydı hiç hesaplamadık. Yıllar sırtımıza birer ok saplayarak geçiyordu yaraların kapanmasına izin vermiyordu vakit. Her ele merhem olur umuduyla uzandık. Kanıtlanmış formullerle denetik aşkın varlığını sonuçlar yanıltıcıydı ama dikkate almadık. Yaşadıklarımız başkalarından farklı olamazdı ya! mutlak yazılan çizilen kavramların doğruluğu vardı, kendimizi kandırmamız bizden tüm sevgilerle inancımızı çaldı. Her şeye rağmen bir enstümanın tellerinde yeniden besteleyebilirdik hayalerimizi. Yeniden yazabilirdik yenik düşmüş tarihleri, her acımızı sevince dönüştürecek anları yakalayabiliridi el ele... Ama denemedik... Sevdiğim kadar yakınsın sanıyordum sevdiğine, ruhuna ama dönüş yoktur sonların başlangıcına. Yeni yolculuklar için biletin varsa hala... Başka bir yerde... Başka bir zamanda... Belki yeniden... Aslında ilk kez... Kimbilir???... ....................................................... her şey için çok ama çok teşekkürlerimi, saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. Allah(c.c.) Razı olsun. Verdiğiniz nasihate o kadar çok ihtiyacım vardı ki ne kadar dua etsem azdır inanın. Sizin gibi değerli bir kardeşe(ablaya) sahip olduğum için çok şanslıyım. Sağolasın, var olasın. Allah(c.c.) Yar ve yardımcımız olsun. Her şey gönlünüzce olsun. TRABZONDAN selam ve sevgilerimle. İ-Y-İ-K-İ ... V-A-R-S-I-N-I-Z..
May 2
|